Hadis

Ben, kulumun benim hakkımdaki zannı nasılsa öyleyim. Beni andıkça onun yanında olurum

Kaynak: HadeethEnc.com, Türkçe v1.71.0

Sahih HadisMuttefekun aleyh

Arapça metin

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «يَقُولُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ: أَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِي، وَأَنَا مَعَهُ حِينَ يَذْكُرُنِي، فَإِنْ ذَكَرَنِي فِي نَفْسِهِ ذَكَرْتُهُ فِي نَفْسِي، وَإِنْ ذَكَرَنِي فِي مَلَإٍ ذَكَرْتُهُ فِي مَلَإٍ خَيْرٍ مِنْهُ، وَإِنِ اقْتَرَبَ إِلَيَّ شِبْرًا، تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ ذِرَاعًا، وَإِنِ اقْتَرَبَ إِلَيَّ ذِرَاعًا، اقْتَرَبْتُ إِلَيْهِ بَاعًا، وَإِنْ أَتَانِي يَمْشِي أَتَيْتُهُ هَرْوَلَةً».

Çeviri

Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah -Azze ve Celle- şöyle demiştir: Ben, kulumun benim hakkımdaki zannı nasılsa öyleyim. Beni andıkça onun yanında olurum. O, beni kendi nefsinde anarsa ben de onu kendi nefsimde anarım. O, beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. O, şayet bana bir karış yaklaşacak olursa, ben ona bir arşın yaklaşırım. Eğer o, bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak giderim.»

Açıklama

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah Teâlâ'nın şöyle söylediğini haber vermiştir: Ben kulumun benim hakkındaki zannı üzereyim; dolayısıyla kulum bana nasıl bir zan beslerse ona öyle muamele ederim. Eğer benden af diler ve bağışlanmayı umarsa, ona ümidiyle karşılık veririm. Benden beklediği hayır ya da başka her neyse, ona onu yaşatırım. O Beni zikrettiği (hatırladığı) sürece; rahmetimle, muvaffakiyet vermemle, hidayetimle, himayemle ve desteğimle onun yanında olurum. Eğer kulum beni tek başına kaldığında tesbih, tehlil veya başka bir zikirle anarsa; ben de onu kendi katımda anarım. Eğer beni bir topluluk içinde anarsa; ben de onu, o topluluktan daha hayırlı ve daha temiz bir topluluk (melekler) içinde anarım. Kim Allah’a bir karış yaklaşırsa, Allah bunu artırır ona bir arşın yaklaşır. Kim Allah'a bir arşın yaklaşırsa, Allah bunu artırır ve ona bir kulaç yaklaşır. Eğer Allah'a yürüyerek gelirse, Allah ona koşarak gider. Eğer kul, Rabbine itaat ederek ve O'na yönelerek yaklaşırsa, Allah Teâlâ da onu, yaptığı amelinin aynı cinsiyle mükâfatlandırarak ona olan yakınlığını artıracaktır. Müminin Rabbine kulluğu ne kadar tam olursa, Yüce Allah da ona o kadar yaklaşır. Allah’ın kuluna verdiği ihsan ve sevap, kulun yaptığı amelden ve çektiği zahmetten çok daha fazladır. Sonuç olarak Allah'ın mükâfatı, nitelik ve nicelik bakımından yapılan amelden üstündür. Bundan dolayı Mümin; (Allah hakkında her daim) güzel zan besler, amel eder, hayırlarda yarışır ve Allah’a kavuşana dek bu çabasını artırarak devam ettirir.

Faydalar

  • Bu hadis, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Rabbinden rivayet ettiği hadislerden biridir. Bunlara kudsî veya ilahî hadis denir. Hadis-i Kudsi; lafzı da manası da Allah’a ait olan, ancak Kur’an’ın sahip olduğu kendine has özelliklere sahip olmayan kelamdır. Yani Kur’an gibi tilavetiyle ibadet edilmesi, okunması için taharet (abdest) şartı, mucizevi oluşu ve benzeri meydan okuma özellikleri onda bulunmaz.
  • Âcurrî -rahimehullah- şöyle demiştir: “Şüphesiz hak ehli, Allah Teâlâ’yı; O’nun kendi zatını vasfettiği şekilde, Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in O’nu vasfettiği şekilde ve sahâbenin radıyallahu anh'ın O’nu vasfettiği şekilde niteler. Bu; bidat çıkarmayıp selefe tabi olan âlimlerin mezhebidir. Âcurrî -rahimehullah-'ın sözü burada son bulmuştur. Ehl-i Sünnet ise Allah’ın, kendisi için sabit kıldığı isim ve sıfatları; tahrif etmeden, ta‘til etmeden, keyfiyet vermeden ve mahlûkata benzetmeden ispat ederler. Aynı zamanda Allah’ın kendisinden nefyettiği şeyleri de O’ndan nefyederler. Hakkında ne nefy ne de ispat varid olmayan hususlarda ise susarlar. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.)
  • Allah hakkında hüsnüzanda bulunmak mutlaka salih amelle birlikte olmalıdır. Hasan Basrî -rahimehullah- şöyle demiştir: Mümin, Allah'a güzel zanda bulunur ve güzel amel işler. Facir kimse ise, Allah'a kötü zanda bulunur ve kötü amel işler.
  • Kurtubî şöyle demiştir: ''Kulumun benim hakkımdaki zannı'' lafzının manasına dair şöyle denmiştir: Dua ederken icabet edeceğini düşünmek, tövbe ederken kabul edeceğini düşünmek, istiğfar ederken affedeceğini düşünmek, O'nun samimi vaadine bağlı kalarak, şartlarını yerine getirerek yaptığı ibadetlerde ödüllendireceğini düşünmektir. Bu yüzden kulun, Allah'ın kabul edeceğine ve kendisini affedeceğine kanaat getirmiş olarak üzerine düşen görevleri yerine getirmeye çalışması gerekir. Çünkü O, bunu vadetmiştir ve O, asla vaadine muhalefet etmez. Eğer kul, Allah'ın ibadetlerini kabul etmeyeceğine, bu ibadetlerin ona bir fayda vermeyeceğine inanır ve zannederse; işte bu, büyük günahlardan biri olan Allah'ın rahmetinden ümit kesmek olur. Kim de bu hal üzerine ölürse, zannı üzerine sorumlu kılınır. Bu da zikri geçen hadisin bazı farklı rivayetlerinde ''Kulum benim hakkımda dilediği gibi düşünsün'' sözleriyle belirtilmiştir. Sonra da şöyle demiştir: Bununla beraber, günahlarda ısrar etmekle beraber affedileceğini düşünmek ise katıksız cahillik ve gaflettir.
  • Allah'ı hem içinizden (kalbinizle) hem de dilinizle çokça zikretmeye teşvik edilmektedir. Kişi; içinden ve kalbinden Allah'tan korkar, O'nun azametini ve üzerindeki hakkını hatırlar, O'nun rahmetini ümit eder, O'nu yüceltir, O'nu sever, O'na hüsnüzan besler (hakkında güzel düşünür) ve amelini yalnızca O'nun için ihlaslı kılar. Diliyle de: Subhânallah, Elhamdulillah, Lâ ilâhe illallah, Allâhu ekber ve Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh. diyerek Allah'ı zikreder.
  • İbn Ebu Cemre -rahimehullah- şöyle demiştir: Korku içinde O'nu anan kimseyi güvende kılar. Yalnızlık içinde O'nu anan kimsenin ise yalnızlığını giderir.
  • Karış: Avuç uzatıldığında küçük parmağın ucu ile başparmağın ucu arasındaki mesafe. Arşın: Orta parmağın ucu ile dirsek kemiği arasındaki mesafe. Kulaç: Bir kişinin göğüs genişliğiyle beraber iki kolunun uzunluğu kadar olan mesafedir. Bu da dört arşınlık bir miktardır.
Açıklama: العربية

أَخْبَرَ النبيُّ صلى الله عليه وسلم أنَّ اللهَ تعالى يقول: أنا عند ظن عبدي بي، فأُعَامِلُ عبدي على حسب ظَنِّهِ بي وذلك بالرجاء وتأميل العفو، وأَفْعَل به ما يَتَوَقَّعَه مني من خير أو غير ذلك؛ وأنا معه بالرحمة والتوفيق والهداية والرعاية والتأييد إذا ذكرني. فإنْ ذَكَرَني في نفسه مُنفردًا خاليًا بالتسبيح والتهليل أو غيرها؛ ذَكرتُه في نفسي. وإنْ ذَكَرَني في جماعة؛ ذكرتُه في جماعة أكثر منهم وأطيب. ومَن تَقَرّب إلى الله مقدار شِبْر زاده الله فتقرب إليه بذراع. وإن تقرب إليه مقدار ذراع تقرب إليه مقدار باع. وإن جاء إلى الله يمشي جاءه هَرولة. فالعبد إذا تقرب إلى ربه بطاعته والإقبال عليه، فإن الرب تعالى يَزِيده قُرْبًا إليه جزاءً مِن جنس عمله. فكلما كَمُلَتْ عبودية المؤمن لربه قَرُبَ إليه تعالى، فعطاء الله وثوابه أكثر من عمل العبد وكدحه، والحاصل أنّ ثواب الله راجِحٌ على العمل بطريق الكيف والكم. فالمؤمن يُحسِنُ الظن، ويعمل، ويسارع ويزداد حتى يلقى الله.

  • هذا الحديث مما يرويه النبي صلى الله عليه وسلم عن ربه، ويسمّى بالحديث القدسي أو الإلهي، وهو الذي لفظه ومعناه من الله، غير أنه ليست فيه خصائص القرآن التي امتاز بها عما سواه، من التعبد بتلاوته والطهارة له والتحدي والإعجاز وغير ذلك.
  • قال الآجُرِّي: إنّ أهل الحق يَصِفُون الله عز وجل بما وصف به نفسه عز وجل، وبما وصفه به رسوله صلى الله عليه وسلم، وبما وصفه به الصحابة رضي الله عنهم، وهذا مذهب العلماء ممن اتبع ولم يبتدع. انتهى. فأهل السنة يُثْبِتُون لله ما أثبته لنفسه من الأسماء والصفات من غير تحريف ولا تعطيل ولا تكييف ولا تمثيل، ويُنْفُون عن الله ما نفاه عن نفسه، ويَسْكُتُون عما لم يرد به نفي ولا إثبات، قال الله تعالى: (‌لَيْسَ ‌كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ).
  • إحسان الظن بالله لا بد معه من العمل، قال الحسن البصري: إنَّ المؤمن أَحْسَنَ الظنَّ بربه فأحسن العمل، وإنّ الفاجر أساء الظن بربه فأساء العمل.
  • قال القرطبي: قيل: معنى "ظن عبدي بي" ظن الإجابة عند الدعاء، وظن القبول عند التوبة، وظن المغفرة عند الاستغفار، وظن المجازاة عند فعل العبادة بشروطها تَمَسُّكًا بصادق وعْدِه، ولذلك ينبغي للمرء أن يَجْتَهِدَ في القيام بما عليه موقِنًا بأنَّ الله يقبله ويغفر له؛ لأنه وَعَدَ بذلك وهو لا يُخْلِف الميعاد، فإن اعتقد أو ظن أن الله لا يقبلها وأنها لا تنفعه فهذا هو اليأس من رحمة الله وهو من الكبائر، ومن مات على ذلك وُكِلَ إلى ما ظَنّ كما في بعض طرق الحديث المذكور " فليظن بي عبدي ما شاء"، قال: وأما ظن المغفرة مع الإصرار فذلك مَحْضُ الجهل والغِرّة.
  • الحث على الإكثار من ذكر الله في نفسك وبلسانك جميعًا، في نفسه وقلبه يخاف الله ويتذكَّر عظمته وحقه ويرجوه ويعظّمه ويحبه ويحسن به الظن ويخلص له العمل، وينطق باللسان: سبحان الله، والحمد لله، ولا إله إلا الله، والله أكبر، ولا حول ولا قوة إلا بالله.
  • قال ابن أبي جمرة: فمن ذَكَرَه وهو خائف آمَنَه، أو مُسْتَوْحِش آنَسَه.
  • الشِّبْر: مسافة ما بين طرف الخِنْصَر إلى طرف الإبهام عند مَدِّ الكَفّ، والذراع: مسافة ما بين طرف الأصبع الوسطى إلى عظم المرفق، والباع: طول ذِرَاعَي الإنسان وعَضُدَيه وعَرْضِ صدره؛ وذلك قدر أربعة أذرع.

Konular

Hata bildir

Daha fazla