البقرة

Bakara Suresi

286 ayetMedeniCüz 1

Mahmoud Khalil Al-HussaryHafs an Âsım rivayeti - Mürettel

Okuma ayarları

Tecvit renk rehberi

Kurallar renklerin yanında adlar, örnekler ve farklı alt çizgi biçimleriyle belirtilir. Örnekler yayımlanan Kur’an metninden alınmıştır.

Gunne
وَمِمَّا2:3
İhfa
يُنفِقُونَ2:3
İdgam
هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ2:2
İklab
أَلِيمٌۢ بِمَا2:10
Kalkale
رَزَقْنَـٰهُمْ2:3
Med: 2 hareke
ٱلرَّحْمَـٰنِ1:1
Med: 2, 4 veya 6 hareke
ٱلرَّحِيمِ1:1
Med: 4 veya 5 hareke
بِمَآ2:4
Med: 6 hareke
ٱلضَّآلِّينَ1:7
Vasıl hemzesi
ٱللَّهِ1:1
Şemsî lam
ٱلرَّحْمَـٰنِ1:1
Okunmayan harfler
ٱلصَّلَوٰةَ2:3

Tajweed annotations: cpfair/quran-tajweed (CC BY 4.0), built from ReciteQuran.com and the Dar al-Maarifah tajweed masahif; offsets adapted to the current Tanzil text.

Turkish Translation - Rowwad Translation Center. Sürüm: 1.0.4. Son güncelleme: 2025-09-28. QuranEnc.com

  1. 255

    ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُۥ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ ۚ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ مَن ذَا ٱلَّذِى يَشْفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذْنِهِۦ ۚ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَىْءٍ مِّنْ عِلْمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَ ۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ ۖ وَلَا يَـُٔودُهُۥ حِفْظُهُمَا ۚ وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْعَظِيمُ

    Allah; O'ndan başka hakkıyla ibadete layık hiçbir hak ilâh olmayandır; Hayy'dır (diridir); Kayyûm'dur. (kendi zâtiyle kâimdir.) O'nu ne bir uyuklama, ne de bir uyku tutar. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan, O'nun yanında kim şefaat edebilir? Onların önünde ve arkasında olan her şeyi bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O'nun Kürsü'sü gökleri ve yeri kaplamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na ağır gelmez. O, çok yücedir, çok büyüktür.

    Sa’dî tefsiri (Türkçe)

    Kapsadığı ayetler: 255

    255. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu âyet-i kerimenin -tevhid ve azamete dair hususları, yüce yaratıcının engin sıfatlarını ihtiva etmesi dolayısıyla- Kur’ân-ı Kerîm’in en büyük âyeti olduğunu haber vermiştir. “Allah... O’ndan başka (hak) ilâh yoktur.” Bütün anlamları ile uluhiyyet yalnız O’nundur. O’ndan başka hiç kimse ulûhiyyet ve ubudiyyete hak sahibi değildir. O’ndan başkasının ulûhiyyeti geçersiz, O’ndan başkasına yapılan ibadet bâtıldır. “Hayy’dır” Yani kâmil bir hayatın tüm manalarına ve bu hayatın gerektirdiği işitme, görme, kudret, irade vb. bütün zatî sıfatlara sahiptir. “Kayyûm’dur” bütün fiili sıfatlar bunun kapsamına girmektedir. Çünkü O, hem bizatihi kaim (var olan)dır ve mahlukatının hiçbirisine muhtaç değildir. Hem de bütün varlıkları O, var etmiştir ve varlıklarını devam ettiren de yne O’dur. Bu varlıkların hem var olmaları hem de varlıklarını devam ettirebilmeleri için gerek duydukları her şeyi onlara O sağlar. Hayat ve kayyûmiyetinin kemâlinin bir gereği olarak da “Ne uyuklama tutar O’nu, ne de uyku.” Çünkü uyuklama ve uyku; zaaf, acizlik ve çözülüş ile karşı karşıya kalan yaratılmışlara arız olan şeylerdir. Azamet, kibriyâ ve celâl sahibi olana ise ârız olmazlar. “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi yalnız O’nundur” Yüce Allah göklerde ve yerde bulunan şeylerin mutlak maliki olduğunu haber vermektedir. Hepsi Allah’ın kulu ve mülküdürler. Onlardan hiçbir kimse bu konumun dışına çıkamaz. Çünkü “göklerde ve yerde kim varsa hepsi Rahman’ın huzuruna ancak kul olarak gelecektir.” (Meryem, 19/93) O bütün mülklerin malikidir. Hükümranlık, tasarruf, egemenlik ve kibriya sıfatları yalnız O’nundur. Malik (yegane hükümran) oluşunun bir gereği olarak “O’nun izni olmaksızın O’nun katında şefaat edecek” hiçbir kimse yoktur. Bütün hatırı sayılır kimseler ve şefaatçi olacak olanlar da O’nun mülkü ve kullarıdır. O, kendilerine izin vermeden hiçbirisi şefaata kalkışamayacaktır: “De ki: Şefaat tamamıyla Allah’ındır. Gökler’in ve yerin hükümranlığı yalnız O’nundur.” (ez-Zümer, 39/44) Allah razı olacağı kimseler müstesna hiçbir kimseye şefaat edilmesine izin vermeyecektir. Razı olacakları da ancak kendisini tevhid edip rasüllerine tabi olanlardır. Bu niteliğe sahip olmayan kimselerin ise şefaatta hiçbir nasipleri olmayacaktır. Daha sonra Yüce Allah geniş ve kuşatıcı bilgisini haber vermektedir: “O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir” Mahlûkatın gelecekteki sonu gelmez bütün hallerini bildiği gibi, sınırı bulunmayan geçmişe dair her şeyi de bilir. Hiçbir şey -gizli sanılsa dahi- O’na gizli kalmayacaktır: “O, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediklerini bilir.” (el-Mü’min, 40/19) Yaratılmışlardan hiçbir kimse “O’nun ilminden kendisinin dilediğinden başka hiçbir şeyi kavrayamaz.” Allah’ın ilminden ve malumatından hiçbir şeyi kuşatamazlar. Burada “dilediğinden başka” denilerek istisna edilen ilim, Allah’ın onları muttali kıldığı şer’î ve kaderî hususlardır. Onların bu bildikleri ise Yüce Allah’ın ilmi ve malumatı karşısında son derece basit, geçici ve oldukça azdır. Nitekim yaratılmışlar arasında onu en iyi bilen peygamberler ve melekler dahi “Rabbimiz, seni tenzih ederiz, senin bize öğrettiğinden başka bir şey bilmeyiz” (el-Bakara, 2/32) demişlerdir. Daha sonra Yüce Allah azamet ve celaline dair haber vermekte ve Kürsîsinin göklerle yeri kuşattığını bildirmektedir. Ayrıca hem gökleri ve yeri hem de içlerinde bulunan bütün âlemleri mahlukat içinde yaratmış olduğu sebep ve nizamlar vasıtasıyla koruduğunu bildirmektedir. Bununla beraber azametinin ve kudretinin kemali, ahkâmındaki hikmetinin genişliği dolayısıyla bütün bunları koruması O’na hiçbir şekilde ağır gelmez. “O Aliyy’dir,” Zatıyla bütün mahlukatın üstünde Arş’ın üzerindedir. Sıfatlarının azameti ile yücedir, bütün mahlukatı emir ve hükmüne tabi kılmış olması ile yücedir. Bütün varlıklar O’na boyun eğmiştir, bütün zorluklar O’na itaat etmiştir, boyunlar O’nun önünde zilletle eğilmiştir. “Azîmdir” azamet, Kibriya, şan, şeref ve üstünlük sıfatlarının tümüne sahiptir. Kalpler O’nu sever, ruhlar O’nu tazim eder. Arifler her şeyin azametinin -nitelendirilemeyecek kadar büyük olsa dahi- O çok büyük ve yüce olanın azameti önünde hiçbir şey olmadığını bilirler. Manaların en üstünleri olan bu manaları ihtiva eden bir âyet, elbette Kur’ân’ın en büyük âyeti olmayı hak etmektedir. Bu âyeti dikkatle düşünerek ve anlayarak okuyan bir kimsenin kalbi yakîn, irfan ve iman ile dolar. Bu suretle şeytanın şerlerinden korunmaya da layık olur.

    Sa’dî tefsiri, Türkçe v1.0.0, QuranEnc.com

    Ayet işlemleri
    Ayet sayfasını aç 255 Tilavetimi kontrol et: Deneysel
    Özel not

Tefsir

Sonraki sureÂl-i Imran Suresiآل عمران

Hata bildir

Daha fazla