البقرة
Bakara Suresi
Mahmoud Khalil Al-HussaryHafs an Âsım rivayeti - Mürettel
Okuma ayarları
Turkish Translation - Rowwad Translation Center. Sürüm: 1.0.4. Son güncelleme: 2025-09-28. QuranEnc.com
- 282
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى فَٱكْتُبُوهُ ۚ وَلْيَكْتُب بَّيْنَكُمْ كَاتِبٌۢ بِٱلْعَدْلِ ۚ وَلَا يَأْبَ كَاتِبٌ أَن يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ ٱللَّهُ ۚ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ ٱلَّذِى عَلَيْهِ ٱلْحَقُّ وَلْيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥ وَلَا يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْـًٔا ۚ فَإِن كَانَ ٱلَّذِى عَلَيْهِ ٱلْحَقُّ سَفِيهًا أَوْ ضَعِيفًا أَوْ لَا يَسْتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُۥ بِٱلْعَدْلِ ۚ وَٱسْتَشْهِدُوا۟ شَهِيدَيْنِ مِن رِّجَالِكُمْ ۖ فَإِن لَّمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَٱمْرَأَتَانِ مِمَّن تَرْضَوْنَ مِنَ ٱلشُّهَدَآءِ أَن تَضِلَّ إِحْدَىٰهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَىٰهُمَا ٱلْأُخْرَىٰ ۚ وَلَا يَأْبَ ٱلشُّهَدَآءُ إِذَا مَا دُعُوا۟ ۚ وَلَا تَسْـَٔمُوٓا۟ أَن تَكْتُبُوهُ صَغِيرًا أَوْ كَبِيرًا إِلَىٰٓ أَجَلِهِۦ ۚ ذَٰلِكُمْ أَقْسَطُ عِندَ ٱللَّهِ وَأَقْوَمُ لِلشَّهَـٰدَةِ وَأَدْنَىٰٓ أَلَّا تَرْتَابُوٓا۟ ۖ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَـٰرَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلَّا تَكْتُبُوهَا ۗ وَأَشْهِدُوٓا۟ إِذَا تَبَايَعْتُمْ ۚ وَلَا يُضَآرَّ كَاتِبٌ وَلَا شَهِيدٌ ۚ وَإِن تَفْعَلُوا۟ فَإِنَّهُۥ فُسُوقٌۢ بِكُمْ ۗ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۖ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱللَّهُ ۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
Ey iman edenler! Belirli bir süreye kadar borçlandığınız zaman onu yazın. Aranızda bir kâtip doğru olarak yazsın. Kâtip, Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. (Katibe) borçlu olan yazdırsın. Rabbi olan Allah’tan korksun da ondan hiçbir şeyi eksiltmesin. Eğer borçlu cahil/sefih veya zayıf ya da bizzat kendisi yazdırmaya gücü yetmezse, velisi (onu) dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden iki de şahit bulundurun. Eğer iki erkek yoksa, razı olacağınız şahitlerden, bir erkek ve biri unuttuğu zaman diğerinin ona hatırlatması için iki kadın şahitler çağrıldıklarında (şahitlik etmekten) kaçınmasınlar. Küçük olsun, büyük olsun borcu süresiyle birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah katında daha adaletli, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için de en isabetli olandır. Ancak aranızda yaptığınız alışverişin peşin bir ticaret olması halinde onu yazmamanızın bir günahı yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da şahide de zarar verilmesin. Eğer bir zarar verirseniz bu şüphesiz, sizin hak yoldan çıkmanız demektir. Allah’tan korkun. Allah (bunları) size öğretmektedir. Allah her şeyi bilendir.
Sa’dî tefsiri (Türkçe)
Kapsadığı ayetler: 282
282-283. Bu âyet-i kerimelerde Yaratıcı kullarına kendi aralarındaki ilişkilerde haklarını korumaya yönelik olarak aklı başında insanların daha üstün ve daha mükemmelini teklif etmelerine imkân bulunmayan faydalı birtakım yollarla ve düzenleyici kurallarla yol göstermektedir. Bu buyruklarda faydalı birçok husus dile getirilmektedir: 1. İster selem türü borçlanma, ister bedeli belli bir süre sonra ödenecek olan vadeli satışlar gibi borçlanma şeklinde gerçekleşen muameleler caizdir. Çünkü Yüce Allah bu hususu mü’minlerin ilişkileri ile ilgili olarak haber vermektedir. O’nun mü’minlere dair haber verdiği hususlar da imanın gerekleri arasındadır ve amellerden hesaba çekecek olan Allah, onların bu işlemlerde bulunmalarını uygun görmüş demektir. 2. Bütün borç işlemlerinde ve kira akitlerinde vadenin belirlenmesi farzdır. 3. Eğer vade bilinmiyor ise bu borç işlemi helâl olmaz. Zira bu, hem bir aldatmadır, hem zarar doğrurma ihtimali vardır. Dolayısıyla da kumar kapsamına girer. 4. Yüce Allah borçları yazmayı emretmektedir. Bu emir -hakkın korunmasının farz olması halinde olduğu gibi- bazen farz olabilir. Kişinin, yetimlerin malları ve vakıflar gibi velâyeti altında bir takım hakların olması hali buna örnektir. Vekiller ve eminler de böyledir. Bazen da bu borçların yazılması farza yakın bir hüküm ifade eder. Nitekim eğer hak, kulun katıksız bir hakkı ise bunu gerektirici hallerin durumuna uygun olarak farziyet ya da müstehablık daha bir güç kazanabilir. Durum her ne olursa olsun yazı ile belgelemek, bu gibi vadeli işlemlerin teminat altına alınabildiği en önemli işlemler arasındadır. Çünkü insanlar çokça unuturlar ve çokça yanılırlar. Diğer taraftan Yüce Allah’tan sakınmayan hainlerden korunmak da yazı ile belgelemeyi gerektirir. 5. Yüce Allah karşılıklı ilişkilerde bulunan iki kişi arasında kâtibe işlemleri adaletle yazmasını emretmiştir. O nedenle katip, akrabalık vb. bir sebep dolayısı ile onlardan herhangi birisine meyletmemeli; düşmanlık vb. bir sebepten dolayı da onlardan herhangi birisinin aleyhine bir tutum takınmamalıdır. 6. Karşılıklı işlemlerde bulunan kimseler arasında yazı yazmak en faziletli amellerden ve bu kimselere yapılacak iyiliklerden biridir. Çünkü bu şekilde yazı yazmakla onların hakları korunur ve ithamdan kurtulurlar. O bakımdan katip, bu hususta insanlar arasında Allah'ın kendisine emrettiği gibi yazmalı ve ecrini Allah’tan beklemeledir ki mükâfaatını elde etsin. 7. Kâtibin, adaleti bilen ve adaleti ile bilinen bir kimse olması gerekir. Çünkü adaleti bilen bir kimse değilse, adaleti sağlama imkânı bulamaz. Eğer insanlar arasında adaleti bilinen, muteber ve razı olunan bir kimse değilse onun yazdığı da muteber olmaz ve bu yazmadan beklenen hakların gözetilmesi hususu gerçekleşmez. 8. Yazı ile belgelemenin ve bunda adil olmanın tamamlayıcı unsurlarından birisi de kâtibin yazma üslubunu güzel bir şekilde becerebilmesi ve her bir işleme uygun muteber lafızları kullanabilmesidir. Bu konuda da örfün büyük bir ehemmiyeti vardır. 9. Yazı yazmak Allah’ın kullarına ihsan ettiği nimetlerdendir. Dini ve dünyevi işler o olmaksızın doğru bir istikamette ilerleyemez. Yüce Allah’ın kendisine yazı yazmayı öğrettiği bir kimseye Allah büyük bir lütufta bulunmuş demektir. Yüce Allah’ın nimetlerine karşı şükrün tamam olması ise yazı yazan birisinin bu bilgisi ile kulların ihtiyaçlarını görmesi ve yazı yazmaktan imtina etmemesi ile gerçekleşir. İşte bundan dolayı Yüce Allah: “Kâtip Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin” diye buyurmaktadır. 10. Kâtibin yazacağı şey, borçlu borcunu güzel bir şekilde ifade edebiliyor ise onun ifadesinden ibarettir. Eğer küçüklüğü, akıl erdirememesi yahut deli veya dilsiz oluşu gibi sebeplerle borcunu güzelce ifade edemiyor ise bu konuda velisi onun yerine geçer ve o yazdırır. 11. İtiraf, hakların kendisi vasıtası ile sabit olduğu en büyük yollardan birisidir. Çünkü Yüce Allah kâtibe, borçlunun kendisine yazdıracağı şeyleri yazmasını emretmektedir. 12. Küçük, deli, aklı ermez vb. gibi ehliyet yeterliliğine sahip olamayanların (kısıtlıların) üzerinde velâyetin sabit olması. 13. Veli, velâyeti altında bulunanın yerine geçer. Haklarını ilgilendiren bütün itiraflarında onun yerini tutar. 14. Girişilen karşılıklı ilişkide kendisine güvenilen ve bu konuda yetki verilen kişinin bu hususta söyleyeceği söz makbuldür. Böyle bir kimse kendisine güvenenin vekilidir. Çünkü veli, kısıtlıların yerine geçtiğine göre, bir kimsenin kendi iradesi ile görevlendirdiği, işini kendisine havale ettiği kimsenin sözünün kabulü, öncelikle söz konusudur. Anlaşmazlık halinde ise kendisine güvenilerek vekâlet verilen kişinin sözünün muteber olması ve onun önceliğinin bulunması gerekir. 15. Borçlu olan kişi kâtibe borcunu yazdırırken Allah’tan korkmalı, borcundan herhangi bir şeyi eksik yazdırmamalıdır. Miktarında, niteliğinde, şartlarında veya kayıtlarında bir eksiltmeye gitmemelidir. Aksine borç ile ilgili bütün yükümlülüklerini itiraf etmelidir. Tıpkı kendisinin alacaklı başkasının borçlu olması halinde göz önünde bulundurulması gerekli şeyler ne ise onları kendisi de göz önünde bulundurmalıdır. Kim bu şekilde davranmayacak olursa o, başkalarının haklarını eksilten ve gizleyen bir kimse demektir. 16. Gizli ve açık bütün borçların itiraf edilmesi farzdır. Bu ise takvânın en büyük özelliklerinden birisidir. Nitekim kişinin üzerinde bulunan bu gibi borçları itirafı terk etmesi de takvâyı bozan ve eksilten hususlar arasında yer alır. 17. Alışverişte de şahit tutma yolu gösterilmektedir. Eğer işlem borçlanma ile ilgili ise şahit tutmanın hükmü -önceden geçtiği gibi- yazışmanın hükmü ile aynıdır. Çünkü yazmak şahitliğin yazıya geçirilmesinden ibarettir. Eğer yapılan alışveriş peşin bir alış veriş ise bunda şahit tutmak gerekmekle birlikte yazışmanın terk edilmesinde bir vebal yoktur. Çünkü bu gibi alışverişler çok yapılır ve yazılmaları zorluk çıkartır. 18. Adaletli iki erkeğin şahit tutulmasının gereği. Eğer buna imkân bulunmaz yahut gerçekleştirilemez veya zor olursa, o takdirde bir erkek ve iki kadının şahit tutulması yoluna gidilir. Bu da peşin ve borca dayalı alış veriş işlemlerini, bunlara bağlı şartları, belgeleri ve buna benzer bütün işlemleri kapsar. Şayet; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yemin ve tek bir şahit ile hüküm verdiği sabittir. Oysa âyet-i kerimede ancak iki erkeğin şahitliği veya bir erkek ve iki kadının şahitliği söz konusudur, denilecek olursa cevabımız şudur: Âyet-i kerimede Yaratıcının kullarına haklarını koruma yolu gösterilmektedir. Bundan dolayı âyet-i kerimede en mükemmel ve en sağlam yollar zikredilmiştir. Bu âyet-i kerimede Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in sözü edilen bir şahit ve bir yemin ile hükmetmesine aykırı bir taraf da yoktur. İşin başında hakların korunması konusunda Yüce Allah kulunu en mükemmel şekli ile dikkat ve tedbir almaya yöneltmektedir. Aralarında anlaşmazlık bulunan kimseler arasında hüküm vermek halinde ise durumuna göre tercih edici sebep ve delillere bakılır. 19. İki kadının şahitliği dünyevi haklarda bir tek erkeğin şahitliği yerine geçmektedir. Rivâyet ve fetva gibi dini hususlarda ise kadın da erkek gibidir, aralarında fark yoktur. Bu iki mesele arasındaki fark ise gâyet açıktır. 20. İki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliği yerine sayılmasındaki hikmete işaret edilmesi. Söz konusu hikmet ise çoğunlukla kadının hafızasının zayıf, buna karşılık erkeğin hafızasının da güçlü oluşudur. 21. Şahit şahitliğini unutacak olur da bir diğer şahit ona hatırlatacak olursa o da böylelikle durumu hatırlayacak olursa, onun ilk unutması -eğer hatırlatmakla ortadan kalkmışsa- zarar vermez. Çünkü Yüce Allah: “…ki biri unutursa diğeri ona hatırlatsın” buyurmaktadır. O halde şahit unutup da sonra hatırlatılmaksızın kendiliğinden hatırlayacak olursa bu unutmasının zarar vermemesi öncelikle söz konusudur. Çünkü şahtliğin ekseni ilim ve yakîndir. 22. Şahitliğin şüpheye dayalı değil, bilgi ve kesin kanaate dayalı olması kaçınılmazdır. Şahit eğer şahitliğinde şüphe ve tereddüde düşecek olursa -velev ki galip zan sahibi olsa dahi- kesin bildiği şeyin dışındaki herhangi bir hususta şahitlikte bulunması helâl değildir. 23. Şahitin şahitliğe çağırılması halinde kabul etmeme hakkı yoktur. İster şahitliğin tahammülü (yapılacak bir işleme tanık tutulması) isterse de edası (hakim huzurunda tanık olduğu şeye tanıklık etmesi) için olsun fark etmez. Şahitlik salih amellerin en faziletlileri arasındadır. Nitekim Yüce Allah onu emretmiş ve faydalarında söz etmiştir. 24. Kâtibe de şahide de zarar vermek helâl değildir. Meselâ kendilerine zarar verilecek bir zaman veya bir durumda çağırılmaları gibi. Aynı şekilde hak sahipleri ile karşılıklı ilişkilerde bulunan kimselerin de şahitlere ve kâtiplere zarar vermeleri yasaklanmıştır. Bunun yanında kâtibin ve şahidin karşılıklı ilişkilerde bulunan kimselere yahut onlardan herhangi birisine zarar vermeleri de yasaklanmıştır. Yine bu husus şahidin de kâtibin de -eğer yazma ve şahitlikte onlara herhangi bir zarar gelecek olursa- bu görevi yerine getirme yükümlülüklerinin düşeceğini de ortaya koymaktadır. Ayrıca bu buyruklarda iyilik yapan bütün ihsan sahibi kimselerin zarara sokulmalarının, altından kalkamayacakları yüklerin onlara yükletilmesinin helâl olmadığına dikkat çekilmektedir. Çünkü “İyiliğin karşılığı iylilikten başka ne olabilir!?” (er-Rahman, 55/60) Aynı şekilde bir kimse bir iyilikte bulunur veya bir iyilik yapacak olursa, gerek sözlü gerekse de fiili yollarla iyilik yaptığı kimseye zarar vermeyi terk etmek sureti ile bu iyiliğini tamamlamalıdır. Çünkü yapılan iyilik ancak bu şekilde tamam olur. 25. Yazmanın ve şahitliğin farz olduğu yerlerde bunlara karşılık ücret almak caiz değildir. Çünkü bu yazana ve şahitlik edecek olana Allah’ın farz kıldığı bir haktır. Diğer taraftan ücret almak işlemlerde bulunanlara bir zarardır. 26. Bu buyruklarda bu üstün direktifler gereğince uygulama yapmanın sağlıyacağı pek çok maslahat ve faydaya dikkat çekilmekte, bu yollarla hakların ve adaletin korunacağına, anlaşmazlıkların ortadan kaldırılacağına, unutma ve yanılmanın da bertaraf edileceğine dikkat çekilmektedir. Bundan dolayı Yüce Allah “Bu, Allah katında adalete daha uygun, şehadet için daha sağlam ve şüpheye düşmemeniz için de daha elverişlidir” buyurmaktadır. Bunlar ise kullar için gerçekleştirilmesi zorunlu maslahatlardır. 27. Yazı yazmayı öğrenmek dini emirlerdendir. Çünkü yazı yazmak din ve dünyanın muhafaza edilmesinin vesilesi, ihsan ve iyiliğin sebebidir. 28. Yüce Allah’ın diğer insanların ihtiyaç duyacağı bir nimeti ihsan ettiği kimsenin bu nimete şükrünü tamamlayıcı unsurlarından birisi de Allah’ın kullarını bu nimetlerden faydalandırması, bununla onların ihtiyaçlarını karşılamasıdır. Çünkü Yüce Allah yazmak istememeyi yasaklarken yazacak olana da “Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin” buyruğu ile hatırlatmada bulunup bu yasağın gerekçesini belirtmektedir. Ayrıca şu da var ki: “Kim din kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür.” 29. Şahitlere ve yazıcılara zarar vermek kişiyi fasık yapar. Fasıklık ise Yüce Allah’a itaat çerçevesinden çıkıp masiyete düşmektir. Fasıklık da artar, eksilir ve kısımlara ayrılır. İşte bundan dolayı Yüce Allah: “... siz fasık kimselersiniz” yahut da: “fasıklarsınız” demeyerek bunun yerine “bu (zararı) size dokunacak bir fasıklık olur” buyurmaktadır. Buna göre kulun fasıklığı, Rabbine itaatin dışına çıkması oranında söz konusu olur. 30. Yüce Allah’ın: “Allah’tan korkup sakının. Allah size öğretiyor” buyruğu Allah’tan sakınmanın (takvanın) ilmin elde edilmesine vesile olacağına delil gösterilmiştir. Bundan daha açık bir delil ise Yüce Allah’ın şu buyruğudur: “Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkup sakınırsanız O, size furkan verir” (el-Enfal, 8/29) Yani kendisi vasıtası ile gerçekleri, hak ile batılı ayırt edebileceğiniz bir bilgi verir, demektir. 31. İbadetlerle ilgili dini hususların öğretilmesi faydalı ilim kapsamında olduğu gibi, karşılıklı ilişkileri ve muameleleri ilgilendiren dünyevi hususların öğretilmesi de faydalı ililm kapsamında yer alır. Çünkü Yüce Allah kullarının hem dinleri ile ilgili işlerini hem de dünyalarını ilgilendiren işlerini muhafaza altına almış, korumuştur. O’nun yüce Kitabında her bir hususa dair açıklama vardır. 32. Borçlar ile ilgili belgelendirme meşrudur ki bunlar da rehinler ve teminatlardır. Bu teminatlar ve rehinler ile kulun hakkını elde etmesi sağlanır. Bu konuda kendisi ile muamele yapılan kişi ister iyi bir kimse, ister günahkâr, ister güvenilir, ister hain bir kimse olsun fark etmez. Çünkü bu sayede nice haklar korunabilmekte ve nice anlaşmazlıkların önü kesilebilmektedir. 33. Rehinde belgelendirmenin en mükemmel şekli, rehnin kabz/teslim alınmasıdır. Ancak bu, kabz olmaksızın rehnin geçerli olmayacağına delil değildir. Aksine âyet-i kerimede rehnin kabz ile kayıtlandırılması kimi zaman rehnin kabz edileceğine ve bu vesile ile tam bir güvenin hasıl olacağına diğer taraftan bazen da kabz edilmeyip bu güvenin de eksik olabileceğine delil teşkil etmektedir. 34. Yüce Allah’ın: “alacağınız rehinler” diye buyurması şuna delil gösterilmiştir: Rehin bırakan ile rehin alan kişi eğer rehinin karşılığındaki borcun miktarında ihtilaf edecek olurlarsa, kabul edilecek olan söz, rehin alan kişinin sözüdür. Çünkü Yüce Allah o hakkın karşılığında rehini bir belge olarak tespit etmiştir. Şâyet bu hususta onun sözü kabul edilmeyecek olsaydı yazma ve şahitlik söz konusu olmadığından dolayı rehin vasıtası ile belgelendirme gerçekleşmiş olmazdı. 35. Belgesiz ve şahitsiz muamelelerde bulunmak caizdir. Çünkü Yüce Allah: “Eğer biriniz diğerine güvenirse kendisine güvenilen kişi emanetini (borcunu) eksiksiz ödesin” diye buyurmaktadır. Ancak böyle bir durumda takvâya ve Allah’tan korkmaya ihtiyaç vardır. Aksi takdirde hak sahibi olan kişinin hakkı tehlikeye düşer. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah, böyle bir durumda borçlu olan kimseye Allah’tan sakınmasını ve kendisindeki emaneti (hakkı, borcu) eksiksiz ödemesini emretmektedir. 36. Bir kimse bir diğerine güvenecek olursa hiç şüphesiz ona çok büyük bir iyilikte bulunmuş olur, onun dinine ve emanetine tam bir güven beslediğini ortaya koymuş olur. O bakımdan borçlunun borcunu eksiksiz ödemesi iki bakımdan gereklidir: Allah’ın emrine uymak için ve kendisine güvenerek onun eminliğinden razı olan arkadaşının güvenini boşa çıkarmamak için. 37. Şahitliğin gizlenmesinin haram kılınması ve şahitliği gizleyen kimsenin bütün organların hükümdarı olan kalbinin günaha gireceğinin belirtilmesi. Çünkü şahitliği gizlemek tıpkı haksız ve yalan yere şahitlik etmek gibidir. Bundan dolayı haklar zayi olur, ilişkiler bozulur. Kişi hem alacaklının hem de borçlunun hakkı konusunda tekrar tekrar günah işler. 38. Rehin almak hem ikamet halinde iken hem de yolculukta iken caiz olmakla birlikte âyet-i kerimede sadece yolculuk kaydının getirilmesi yolculuk esnasında kâtip ve şahit bulmanın zorluğundan, bu nendenle de rehin almaya daha çok ihtiyaç duyulmasından dolayıdır. Yüce Allah âyet-i kerimeyi “Allah yaptıklarınızı çok iyi bilendir” buyruğu ile sona erdirmektedir. Âyetin bu şekilde sona ermesi onlara güzel muamelelerde bulunmaları için bir teşvik, kötü iş ve muamelelerden de uzak durmaları için bir uyarıdır.
Ayet işlemleri