النساء

Nisa Suresi

176 ayetMedeniCüz 4

Mahmoud Khalil Al-HussaryHafs an Âsım rivayeti - Mürettel

Okuma ayarları

Tecvit renk rehberi

Kurallar renklerin yanında adlar, örnekler ve farklı alt çizgi biçimleriyle belirtilir. Örnekler yayımlanan Kur’an metninden alınmıştır.

Gunne
وَمِمَّا2:3
İhfa
يُنفِقُونَ2:3
İdgam
هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ2:2
İklab
أَلِيمٌۢ بِمَا2:10
Kalkale
رَزَقْنَـٰهُمْ2:3
Med: 2 hareke
ٱلرَّحْمَـٰنِ1:1
Med: 2, 4 veya 6 hareke
ٱلرَّحِيمِ1:1
Med: 4 veya 5 hareke
بِمَآ2:4
Med: 6 hareke
ٱلضَّآلِّينَ1:7
Vasıl hemzesi
ٱللَّهِ1:1
Şemsî lam
ٱلرَّحْمَـٰنِ1:1
Okunmayan harfler
ٱلصَّلَوٰةَ2:3

Tajweed annotations: cpfair/quran-tajweed (CC BY 4.0), built from ReciteQuran.com and the Dar al-Maarifah tajweed masahif; offsets adapted to the current Tanzil text.

Turkish Translation - Rowwad Translation Center. Sürüm: 1.0.4. Son güncelleme: 2025-09-28. QuranEnc.com

  1. 12

    ۞ وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْوَٰجُكُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدٌ ۚ فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ ۚ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَآ أَوْ دَيْنٍ ۚ وَلَهُنَّ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّكُمْ وَلَدٌ ۚ فَإِن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ ٱلثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُم ۚ مِّنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَآ أَوْ دَيْنٍ ۗ وَإِن كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَـٰلَةً أَوِ ٱمْرَأَةٌ وَلَهُۥٓ أَخٌ أَوْ أُخْتٌ فَلِكُلِّ وَٰحِدٍ مِّنْهُمَا ٱلسُّدُسُ ۚ فَإِن كَانُوٓا۟ أَكْثَرَ مِن ذَٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَآءُ فِى ٱلثُّلُثِ ۚ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَىٰ بِهَآ أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَآرٍّ ۚ وَصِيَّةً مِّنَ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ

    Eğer çocukları yoksa, hanımlarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen hanımlarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, ona altıda bir düşer. Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bütün bunlar) Allah’ın emridir. Allah, hakkıyla bilendir, Halîm'dir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

    Sa’dî tefsiri (Türkçe)

    Kapsadığı ayetler: 12

    [Koca ve Hanımın Miras Hükümleri:] 12. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Ey kocalar “Eğer çocukları yoksa hanımlarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Şâyet çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Bunlar yaptıkları vasiyetlerden yahut borçtan sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa geriye bıraktığınızın dörtte biri de onlarındır. Şâyet çocuğunuz varsa yapacağınız vasiyet ve borçtan sonra sekizde biri onlarındır.” Zikri geçen ve olup olmamasına göre hükmün değiştiği “çocuk” (الولد) kelimesinin kapsamına erkek olsun kız olsun öz çocuklar, oğlun çocukları, kocadan yahut başkasından olma bir ya da daha çok sayıdaki çocuklar dâhildir. Ancak kız çocukların çocukları bu kapsamın dışındadır. Bu hususta icmâ vardır. [“Kelâle”nin anlamı ve Mirastaki Payı:] Daha sonra Yüce Allah: “Eğer bir erkek veya kadına çocuğu ve babası olmadığı (kelale olduğu) halde mirasçı olunuyorsa ve bunların erkek veya kız kardeşi varsa” bazı kıraatlerde olduğu gibi bu, anne bir kardeşleri varsa… demektir. İlim adamları da burada sözü geçen kardeşlerden kastın, anne bir kardeşler olduğunu icma ile kabul etmişlerdir. Eğer kelaleye yâni babası ve çocuğu bulunmayan, diğer bir deyişle babası da dedesi de oğlu da oğlunun oğlu da kızı da kızının oğlu da -ne kadar aşağıya inerlerse insinler- bulunmayan kelaleye -Ebû Bekr es-Sıddîk radıyallahu anh kelâleyi böylece yorumlamıştır ve bu hususta ittifak hasıl olmuştur, Yüce Allah’a hamd olsun- mirasçı olunuyor ise “bunların” yâni erkek ve kız kardeşlerin “her birine altıda bir düşer.” “Şâyet bundan” bir kişiden “daha çok iseler o halde hepsi yapılan vasiyet ve borçtan sonra üçte birde ortak olurlar.” Yâni üçte birden fazlasını alamazlar, kendileri sayıca ikiden fazla olsalar dahi bu böyledir. Yüce Allah’ın: “Üçte birde ortak olurlar” buyruğu erkek ve kızların alacakları payın eşit olacağına delildir. Çünkü “ortak” tabiri, eşitliği gerektirmektedir. “Kelâle” lafzı usulün (aşağıya doğru çocuk ve torunların), füruun (yukarı doğru da baba ve dedelerin), annenin çocuklarını mirastan düşürdüklerine delildir. Çünkü Yüce Allah onları sadece kelâlede mirasçı kılmıştır. Eğer kelâleye mirasçı olunmuyor ise onlar da bu durumda ittifakla miras alamazlar. Yüce Allah’ın: “...sonra üçte birde ortak olurlar” buyruğu da anne baba bir kardeşlerin Himariye diye bilinen meselede mirastan düştüklerine delildir. Bu mesele ise koca, anne, anne bir kardeşler ve anne baba bir kardeşlerin mirasçı olma halidir. Bu durumda koca mirasın yarısını alır. Anne altıda bir, anne bir kardeşler de üçte biri alırlar. Anne baba bir kardeşler ise pay alamazlar. Çünkü Yüce Allah burada üçte biri anne bir kardeşlere izafe etmiştir. Şâyet anne baba bir kardeşler de onlara ortak olursa bu Yüce Allah’ın farklı hükümler tahsis ettiği ayrı mirasçıları bir arada toplamak olur. Aynı şekilde anne bir kardeşler farz hisse sahibidirler. Anne baba bir kardeşler ise (burada) asabedirler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur: “Farz hisselerini sahiplerine verin, geriye kalanı ise en yakın erkeğe verin.” Farz hisse sahipleri ise Yüce Allah’ın paylarının miktarını tespit ettiği kimselerdir. Bu meselede ise anne bir kardeşlerden geriye mirastan herhangi bir miktar kalmamaktadır. O halde anne baba bir kardeşler mirasçı olmaktan düşmektedirler. Bu hususta doğru olan budur. Anne baba bir yahut baba bir erkek ve kızkardeşlerin mirası ise Yüce Allah’ın: “Senden fetva isterler: De ki: Allah size kelâle hakkında şunu açıklar: ...” (en-Nisa, 4/176) buyruğunda söz konusu edilmektedir. Buna göre anne baba bir yahut baba bir tek bir kız kardeş mirasın yarısını alır. İki kızkardeş olurlar ise üçte ikisini alırlar. Anne baba bir kızkardeş ile baba bir kızkardeş yahut kızkardeşler beraber olmaları halinde tek başına kız kardeş yarıyı alır. Üçte birden geri kalan ise baba bir tek kız kardeş veya kızkardeşlerindir. Bu da üçte ikiyi tamamlayıcı miktar olan altıda birdir. Eğer anne baba bir kızkardeşler üçte ikinin tamamını alacak olurlarsa -daha önce kız kardeşlerle oğlun kızkardeşleri ile ilgili açıklamalarda geçtiği üzere- baba bir kızkardeşler pay alamaz. Eğer kardeşler erkek ve kız iseler, o takdirde erkek iki kızın payını alır. [Mirasla İlgili Farklı Durumların Hükmü:] Katilin, kölenin, farklı dinden olanın, kısmen azad edilmiş kölenin, hunsanın, baba bir erkek kardeşlerle birlikte dedenin, avl ve red meselelerinin, zevi’l-erhamın, asabenin geri kalanlarının, kız çocuklarla birlikte baba bir kızkardeşlerin yahut oğlun kızlarının miraslarının hükümleri, Kur’ân-ı Kerîm’den anlaşılabilmekte midir? diye sorulacak olursa cevabımız şudur: Evet, Kur’ân-ı Kerîm sözü geçen bütün bu hususlara delalet eder. Ancak bu, dikkatle düşünmeyen kimseler tarafından kavranılması zor, ince işaretler ve dikkat çekmeler şeklinde yer almaktadır. [Katilin ve Dini Farklı Olan Akrabaların Mirastaki Hükmü:] Mirasçısı olduğu kişiyi öldüren katil ve mirasçısından farklı dine mensup olanlar mirasçı olamazlar. Bu, malın mirasçılara yakınlıklarına, dini ve dünyevi faydalarına uygun olarak taksim edilmesi hususunda gözetilen ilâhi hikmetin beyanından açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim Yüce Allah bu hikmete: “Babalarınızdan ve oğullarınızdan hangisinin size daha faydalı olacağını bilemezsiniz.” buyruğuyla işaret etmektedir. Bilindiği gibi katil, kendisine miras bırakan şahsa en büyük zarar veren kişidir. O bakımdan katil hakkında miras almayı gerektiren hususun varlığı söz konusu olamaz. Çünkü katil, mirasın gerekçesi durumunda olan menfaat sağlamanın zıttı olan öldürme zararını irtikâb etmiştir. İşte buradan öldürmenin, mirasın en büyük engeli olduğu ve Yüce Allah’ın hakkında: “Akrabalar Allah’ın Kitabınca (miras konusunda) birbirlerine daha yakındırlar.” (el-Enfal, 8/75) buyurduğu akrabalık bağını kestiği bilinen bir husustur. Bununla birlikte şu şer’i kaide de İslâm hukukunda önemli bir yer etmiştir: “Bir kimse vaktinden evvel herhangi bir şeyi ele geçirmeye çalışacak olursa ondan mahrum bırakılmakla cezalandırılır.” İşte bu ve benzeri hususlardan, ölenin dininden farklı bir dine mensup olan akrabaların da miras alamayacağı anlaşılmaktadır. Çünkü farklı dinden oluş engeli, miras almayı gerektiren sebebe aykırıdır. Bu sebep ise miras almayı gerektiren nesep bağıdır. Farklı dinden oluş ise her bakımdan ayrı oluşu gerektirir. O bakımdan miras almaya engel teşkil eden sebep (farklı dinden oluş), miras almayı gerektiren nesep bağı sebebini ortadan kaldırmaktadır. Engelin varlığı dolayısı ile diğer sebebin herhangi bir etkisi olmaz. Bunu şöylece açıklayabiliriz: Şanı Yüce Allah müslümanların haklarını kâfir akrabaların dünyevi haklarından önde tutmuştur. O bakımdan bir müslüman ölecek olursa onun malı, daha yakın ve onda daha fazla hak sahibi olana intikal eder. Buna göre Yüce Allah’ın: “Akrabalar Allah’ın Kitabınca (miras konusunda) birbirlerine daha yakındırlar.” Buyruğu, akrabaların dinleri aynı olması halinde göz önünde bulundurulur. Dinlerinin farklı olması halinde ise din kardeşliği hiç şüphesiz nesep kardeşliğinden önce gelir. İbnu’l- Kayyım, Cilau’l-Efham’da şöyle demektedir: “Biz bu hususu miras âyetinden ve şanı Yüce Allah’ın bu âyette mirası “kadın” lafzı ile değil de “zevce” lafzı ile irtibatlandırmasından -dikkatle düşündüğümüz takdirde- anlayabiliriz. Mesela Yüce Allah’ın: “Hanımlarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir” buyruğunda olduğu gibi. İşte bu buyrukta miras almanın ancak benzerlik ve birbiri ile uyumu gerektiren zevciyet dolayısı ile gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Mü’min ile kâfir arasında ise herhangi bir benzerlik ve uyum söz konusu değildir. O bakımdan da aralarında mirasçı olma söz konusu olmaz. Kur’ân-ı Kerîm’in kelime ve terkiblerinin sırları gerçekten aklı erenlerin akıllarının çok üstündedir.” [Kölelerin Hükmü:] Köle ne miras alır ne de ona mirasçı olunur. Köleye mirasçı olunamayacağı açıktır. Çünkü kölenin miras alınacak bir malı yoktur. Aksine köle beraberindekilerle birlikte efendisine aittir. Miras almamasına gelince köle, bağımsız olarak mülk sahibi olamaz. Eğer mülk sahibi olsaydı o da efendisine ait olurdu. Ayrıca köle, ölenin yabancısıdır. O bakımdan Yüce Allah’ın: “Erkeğe (mirasta) iki kadının payı kadar (vardır)” buyruğu ile “hanımlarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir”; “bunların her birine altıda bir düşer” buyruğu ve benzerleri, mülk edinmeleri söz konusu olan kimseler hakkında olur. Kölelerin mülk edinmeleri ise söz konusu değildir. Böylelikle kölenin miras alamayacağı da anlaşılmış olmaktadır. Bir kısmı hürriyete kavuşturulmuş, bir kısmı köle olan kimseye gelince bunun da ahkamı kısımlara ayrılır. Onun hürriyete kavuşmuş olan bölümü dolayısı ile Allah’ın miraslarda onun için tayin ettiği miktarını hak eder. Buna sebep ise ondaki kısmi hürriyet ve bu yönde mülk edinmesinin kabil olmasıdır. Ondaki kısmi kölelik ise mülk edinme kabiliyetini ortadan kaldırır. O halde kısmen hürriyetine kavuşmuş köle hem miras alır, hem ondan miras alınır, hem de hacbeder. Bu da onun sahip olduğu hürriyet miktarına göre değişir. Kölenin -kendisi hakkında gerektirici sebeplere göre- övülmesi, yerilmesi, mükâfaat kazanması ve cezalandırılması söz konusu olduğu gibi bu hususta da aynı durum söz konusudur. [Hunsa ve Müşkil Kimsenin Durumu:] Hunsa olan kimsenin ya erkekliği ya da dişiliği açıktır yahut da ikisi de belli değildir, müşkildir. Eğer erkeklik ya da dişiliği açık ise onun hükmü de açıktır. Şâyet erkek olduğu tespit edilmişse hakkında erkeklerin hükmü cereyan eder ve erkekler hakkındaki nas onu da kapsar. Eğer kadın ise kadınların hükmünü alır ve kadınlar hakkında varid olan nas onu da kapsar. Şâyet müşkil ise eğer erkek ve kızın -anne bir kardeşler durumunda olduğu gibi- miras paylarında farklılık yoksa onun da durumu açıktır. Eğer erkek kabul edilirse farklı, kadın kabul edilirse farklı miras alması söz konusu olup bizim de artık bunu tespit etme imkanımız kalmamış ise biz ona her iki takdirin daha fazla olanını vermeyiz. Çünkü bu durumda diğer mirasçılara haksızlık etme ihtimali vardır. Ona her iki takdirin daha az olanını da vermeyiz. Çünkü bu takdirde de ona zulmetme ihtimali vardır. O bakımdan her ikisi arasında orta bir yol ve iki yolun adalete daha yakın olanını izlememiz gerekir. Çünkü Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır: “Adaletli olun; çünkü o takvâya daha yakındır” (el-Maide, 5/8) Bizim böyle bir durumda ise sözü geçen bu yoldan daha fazla adalete yol bulma imkanımız yoktur. Zaten Yüce Allah da: “Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez.” (el-Bakara, 2/286); “Gücünüz yettiğince Allah’tan korkun” (et-Tahrim, 64/16) buyurmaktadır. [Dedenin Mirası:] Anne baba bir yahut baba bir kardeşlerle birlikte dede bulunursa kardeşler dede ile birlikte miras alırlar mı, almazlar mı? Yüce Allah’ın Kitabı bu hususta Ebu Bekir es-Sıddik’in radıyallahu anh şu şekildeki görüşüne delil teşkil etmektedir: Dede, anne baba bir yahut baba bir ya da anne bir kardeşleri -tıpkı babanın onları hacbettiği gibi- hacbeder. Bunu şöylece açıklayalım: Dede, Kur’ân-ı Kerîm’de bir kaç yerde baba olarak zikredilmektedir. Yüce Allah’ın şu buyruklarında olduğu gibi: “Yoksa siz ölüm Yakub’a gelip çattığı zaman orada hazır mıydınız? Hani o oğullarına: Benden sonra siz neye ibâdet edeceksiniz? dediği zaman onlar: Senin ilâhına ve babaların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhına, bir tek olan ilâha ibâdet edeceğiz... demişlerdi.” (el-Bakara, 2/133) “Babalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum.” (Yusuf, 12/38) Böylelikle Yüce Allah hem dedeyi hem de babanın dedesini “baba” diye ifade etmiştir. İşte bu da dedenin baba konumunda olduğunu, babanın aldığı mirası dedenin de alabileceğini ve babanın -olmaması halinde- hacbettiği kimseleri dedenin de hacbedebileceğini ortaya koymaktadır. Babanın yokluğu halinde dedenin de çocuklar ve onların dışında kalan kardeşler, amcalar ve onların çocukları arasında ve diğer miras hükümlerinde babanın hükmünü taşıdığı hususunda ilim adamları icma ettiğine göre, değişik annelerden olma kardeşlerini hacbetmek hususunda da dedenin hükmü ile babanın hükmünün aynı olması gerekir. Oğlun oğlu da öz oğul seviyesinde olduğuna göre dede niye baba durumunda olmasın? Babanın dedesi, kardeşin oğlu ile birlikte olursa, ilim adamları dedenin kardeş oğlunu hacbedeceğini ittifakla kabul etmişlerdir. O halde ölenin dedesi, niçin ölenin kardeşini hacbetmesin? Dede ile birlikte kardeşlerin de mirasçı olacağını kabul edenleri ise destekleyen ne bir nas, ne bir işaret, ne bir uyarı, ne de bir kıyas vardır. [Avl ve Hükümleri:] Avl meselelerinin hükmü de Kur’ân-ı Kerîm’den anlaşılmaktadır. Şöyle ki Yüce Allah bazı hisseleri farz olarak tayin etmiş ve mirasçılara paylarını takdir etmiştir. Bunlar iki durumla karşı karşıyadırlar: Ya birbirlerini hacbederler yahut etmezler. Şâyet birbirlerini hacbedecek olurlarsa hacbolunan kişi düşer ve o, bu konuda başkasına engel olamaz ve herhangi bir şey de hak etmez. Eğer birbirlerini hacbetmeyecek olurlarsa ya farz hisseler terikenin tamamını kapsamaz (geriye birşeyler artar) yahut da herhangi bir fazlalık ve eksiklik söz konusu olmaksızın terikenin tamamını kapsar yahut da farz hisseler terikeden daha fazla olur. İlk iki halde herkes farz hissesini tam olarak alır. Sonuncu halde ise -ki bu da farz hisselerin terikeden daha fazla olması halidir- iki hal söz konusudur: Ya bazı mirasçıların Allah’ın kendisine tayin etmiş olduğu farz hisselerini eksiltecek ve geri kalanlarının farz hisselerini tamamlayacağız. Ancak bu tercih etmeyi gerektiren bir gerekçe olmaksızın tercihe gitmektir. Birinin hissesini eksiltmek diğerininkini eksiltmekten daha evla değildir. O halde ikinci durum söz konusudur. İkinci durum ise her birisine payını mümkün olduğu kadarı ile verir ve aralarında hisselerine uygun oranda bölüşme yoluna gideriz. Tıpkı alacaklıların alacaklarının, borçlunun malından daha fazla olması halinde olduğu gibi. Buna ise avl diye bilinen yoldan başkasıyla ulaşmamıza imkân yoktur. İşte buradan feraizde avli, şanı Yüce Allah’ın Kitab-ı Kerîm’inde açıklamış olduğunu öğreniyoruz. [Farz Hisse Sahiplerine Red Hükümleri:] Avl konusundaki yolun tam aksi ile de mirastaki reddi öğrenebilmekteyiz. Şöyle ki eğer farz hisse sahiplerinin hisseleri terikenin tamamını kapsamıyorsa, geriye hak sahibi yakın ya da uzak asabe olmaksızın bir şeyler kalıyorsa, artan bu miktarı onlardan birisine geri çevirmemiz (red), tercih edici bir gerekçe olmaksızın tercih yoluna gitmektir. Onlardan başka ölünün akrabası olmayan birisine, artanı vermek ise bir haksızlıktır, haktan sapmaktır ve şanı Yüce Allah’ın: “Akrabalar Allah’ın Kitabınca birbirlerine (mirasta) daha yakındırlar” (el-Enfal, 8/75) buyruğuna da aykırı düşmektir. Buna göre artan miktarın farz hisse sahiplerine farz hisse kadarı ile geri verilmesi (red edilmesi) tek yol olarak karşımıza çıkmaktadır. Eşler, akrabalardan sayılmadıklarından dolayı onlara red yapılmayacağını kabul edenlerin görüşlerine göre bunlar kendilerine takdir edilmiş bulunan farz hisselerinden fazlasını hak edemezler. Ancak sahih olan görüşe göre red konusunda da karı-kocanın hükmü, diğer mirasçıların hükmü gibidir. Çünkü sözü geçen delil hepsini kapsamaktadır. Tıpkı avl ile ilgili delilin onları da kapsadığı gibi. [Mirasta Zevi’l-Erham:] Yine aynı yolla zevi’l-erhamın (ölüye mirasçı olmayan uzak akrabaların) mirası da bilinebilmektedir. Şöyle ki ölen kişi eğer geriye ne farz hisse sahibi ne de bir asabe bırakmamış ise o takdirde mirası ya yabancıların menfaatlerine harcanmak üzere beytülmale ait olur ya da icma ile mirasçı oldukları sabit akrabalar vasıtasıyla ona yakın sayılan kimselere verilecektir. Kabul edilmesi gereken yol da bu ikincisidir. Buna da şanı Yüce Allah’ın: “Allah’ın Kitabınca akrabalar birbirlerine (mirasta) daha yakındırlar” (el-Enfal, 8/75) buyruğu delil teşkil etmektedir. Bu mirası onlardan başkasına harcamak, daha öncelikli olanları terk etmek demektir. O bakımdan zevi’l-erhamın mirasçı kabul edilmesi, uygulanması gereken yol olarak karşımıza çıkmaktadır. Onların mirasçı oldukları bu şekilde kesinleştiğine bununla birlikte Allah’ın Kitabında onlar için ayrı ayrı belirli bir pay olmadığını da bildiğimize göre bu durumda kendileri ile ölü arasında birtakım aracı yakınlar olduğu için -ki onlar bu aracılar sebebi ile akrabalardan sayılmışlardır- işte zevi’l-erham kendileri sebebi ile akraba sayıldıkları bu aracı yakınlar seviyesinde kabul edilirler. Doğrusunu en iyi bilen Allah’dır. [Ölenin Asabeleri ve Mirastaki Hükümleri:] Oğullar, kardeşler, onların oğulları (yeğenler), amcalar, onların oğulları vb. gibi asabenin geri kalanlarının mirasına gelince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Farz hisseleri sahiplerine verin. Geriye bir şey kalırsa onu da en yakın erkek akrabaya verin.” Yüce Allah da: “Anne babanın ve yakın akrabaların geriye bıraktıklarından her biri için mirasçılar kıldık” (en-Nisa, 4/33) diye buyurmaktadır. Buna göre biz farz hisseleri sahiplerine verdikten sonra geriye bir şey kalmayacak olursa, asabe olan kimse herhangi bir şey hak etmez. Eğer geriye bir şey kalacak olursa, cihetlerine ve yakınlık derecelerine göre en önce gelen asabe onu alır. Asabe ciheti ise beş türlüdür: Önce oğullar, sonra babalar, sonra kardeşler ve onların oğulları, sonra amcalar ve oğulları sonra da velâ gelir. Bunların arasından daha yakın cihette olanlara öncelik tanınır. Eğer aynı cihetten iseler derece itibari ile daha yakın olana bakılır. Aynı derecede iseler daha kuvvetli olana bakılır ki bu da öz olandır. Her bakımdan eşit olurlarsa o takdirde ortak olurlar. Farklı annelerden olan kız kardeşlerin, kızlarla birlikte yahut oğlun kızları ile birlikte asabe olmaları halinde ise bunlar farz paylarından artanı alırlar. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de kızkardeşlerin kızlar sebebi ile mirasçılıktan düşeceklerine delil teşkil edecek bir husus yoktur. Durum böyle olduğuna göre kız çocuklarının farz hisselerini almalarından sonra geriye bir şey kalacak olursa, kızkardeşlere verilir. Kız kardeşler bırakılarak onlardan daha uzak asabe olan kardeş oğlu, amca ve onlardan daha uzak olanlar, mirasçı kabul edilmez. Doğrusunu en iyi bilen Allah’dır.

    Sa’dî tefsiri, Türkçe v1.0.0, QuranEnc.com

    Ayet işlemleri
    Ayet sayfasını aç 12 Tilavetimi kontrol et: Deneysel
    Özel not

Tefsir

Sonraki sureMaide Suresiالمائدة

Hata bildir

Daha fazla